Cunda-Dikili-Çeşme-Marmaris,
omuzdan yukarı 20, aşağı 10 faktör güneş kremi,
yüze saçlara e vitamini kapsülleri,
bünyeye pharmaton,
nerden buldumsa yol boyunca farklı yerlerde 3 litreye yakın yayık ayran,
bol ozan,
bol redbull sugar free,
bol rus (şaka gibiler, ya da ben şaka gibiyim hala kim insan karar veremedim),
virajlı ege yollarındaki her güzel koyda durmaca,
bayırlardan ozan sabrıyla indirilip bir şekilde yarı yuvarlanarak denize ulaşmaca,
fosforlu yeşil korkunç deniz gözlüklerini takıp dipte ganimet aramaca
(deniz kabukları ya da elden bilekten kayıp giden çeşitli şaşkın insan takıları-tercihen altın)
su altında hareket eden herşeye (canlı-cansız) şaşırmaca,
en az 1 saat sonra buruş buruş parmaklarla kıyıya yol almaca (hiçbir zaman "plaj kızı" olamadım hep saçım başım karışık, yüzümde güneş lekeleri ve önceki gecenin tam temizlenememiş rimel-sim karışımı ve hiç olmaması gereken yerlerde kum!)
antik kentlerde free rehberlik yapıp ozan'ı şaşırtmaca,
8000 yıllık kentlerden birinin ortasında fransızca hocama rastlayıp şok olmaca,
ozan’a iphone maps’ten co-pilotluk yapmaca,
araba bozulunca arabayı bırakıp 2 gün yayan devam etmece,
bol ahtapot,
bol zeytinyağlı ege otu,
yemek sonrası gece çıkmadan önce 1.5 saat güzellik uykusuna yatmaca,
uyanınca tedirgin tedirgin minimum kıyafeti giyip ortama akmaca (ama daha cıbıl yüzlerce tipi görünce sevinip istanbul ortamına küfretmece),
bizim 3 günlük ekiple kafeslere girip kıvırtmaca (bilen bilir),
bol müzik bol dans,
önümüze çıkan tüm yerli yersiz insanla muhabbet kurmaca,
yerli yersiz köpek kedi kuş tavuk kurbağa at balık gibi canlılara sataşıp onları sevip sıkıp tırnaklı dişli nasibimizi almaca,
yöre merkezlerinde kalabalığın içinde bir yere konuşlanıp gelen geçen turistin-sosyetiğin kıyafet-vücut eğrisi üzerine kritik yapmaca,
sıcaktan bunalınca klimalı ortama sığınmaca,
mcdonalds’lardan kola parasına buz dolu bardak toplamaca, denk gelirse içine votka eklemece,
muğlanın tüm köylerine aşık olup çantaları adaçayı, kekik balı ve bilimum hatıra eşyasıyla doldurmaca,
mütevazi gözüken koylara inip son anda milyon dolarlık yatları görüp kıskançlıktan çatlamaca,
30 saat yorum yapıp bilimum nazarı değdirmece,
rakı balık bira şarap meze derken 3 saat yayılıp bütün ortak-ortak olmayan arkadaşların (eksiksiz) dedikodusunu yapmaca,
sadece yunan radyosunun çektiği bir ortamda nasıl geldik buralara diye kendi kendimize hava atarken tanıdıklara (hem de bebekli!) rastlayıp g.t olmaca,
pansiyonlardan birindeki 94 yaşındaki teyzeye özenmece,
pamuk elini öpmece,
4 gün üstüste aynı midyeci çocuğu bulup tepsisini tüketmece,
üstüne kumru yiyip sabah mayolara sığamamaca,
kocaman dağların feci gölgeli koylarında denizin sıcaklığına şaşırıp tesadüfen bulduğumuz bir orman şelalesinin sığ sularında donmaca,
yapışık ikiz gibi oturup omuz üstünden birbirinin gazete-dergisine sarkmaca,
galiba hayatta ilk defa 7 gün üstüste tv izlememece (ki bu normalde ölmüşüz demek)
ve daha da unuttuğum onlarca mevzu...
en süper tatil buydu dedik.
yarı ağlayıp yarı gülerek bandırma feribotu son anda yakaladık ve döndük.
yol boyunca tatil foto ve videolarına baktık şimdiden özledik.
fotoğraflar ilk fırsatta face profilde olacak.
izleyin anacığım... :)
Ben bu yazıyı yeni gördüm ya Zeynom, ne çok tatlısın!
YanıtlaSil